| gidip dinlenmeliyim, artık içki içmeliyim. özlüyorum birini o hiç görmediğim | from germany

|0260,858 notes| Wednesday, Jul 9 at 3:46 am
|04 notes| Wednesday, Jul 9 at 3:40 am

en dibe cekilmis olanlarin aldigi ölümsüzlük tadi. damagimda kaliyor.
calkala ve yut
kimse kalmiyor etrafinda
sus ve otur
usulca gidenlerin arkasindan bak ve ayak izlerini silmeye calis. tüm telasin bundan ibaret olsun. dünü unutmaya calisirken bugünü kacir. bugünü kacir ve o dün olsun. ve yine dünü unutmaya calis. gelecegi düsünmek icin bir dakikan bile olmasin.

bircok gercegi göz ardi ettikten sonra hicbir gercegim olmamaya basliyor. usulca kanima giriyordu her aldanis. beynim ona asik olurken de “her seyin güzel olacagi” yalanina inanirdim kendimi mesela. buna inanmak istedim cünkü. aksini kim yasamak isterdi ki? ben istemezdim. 
inandim. yanildim. uyandim. 


hâlâ bir rüyaya dahil olmak istiyorum ama. cünkü gercekler evimdeki cicegi bile solduracak derecede agir ve basik. ve ben o evde o rüyayla yasiyorum. pencereleri acmadan. acarsam o pencereyi, kokusu kacip gidecek cünkü. sizacak yavasca gökyüzüne. duvarlara iyice sinmeli halbuki. kanim bile “o” kokmali. cayim o kokmali. dinledigim müzik bile.

|024 notes| Wednesday, Jul 9 at 2:37 am
|0386,928 notes| Wednesday, Jul 9 at 2:25 am
|04 notes| Wednesday, Jul 9 at 2:17 am

vaki degilse bir baligin su yutarak ölmesi, insaninda mümkün degildir severken yitmesi.

 yürüyorsun isiksiz kaldirimlarda. gölgen yok. kim bilir belki korkacak kadar bile kalbin yoktur. bir karga siyahinda yürürken gece ayak uclarina mutlu olabilirdik oysa. sen sevmek icin sabahlari bekledin. günesli sabah 6’lari. bir yatakta kivrilarak belki. dizlerini gögsüne saklayarak. nefesinin bugusu gözlerini perdeliyordu. görüyordum. oralari düsünüyordum. beraber gidemedigimiz. gitsek, görsek, solusak sevebilecegimiz deniz kiyilarini. nefesin yüregime bugu oluyordu. ben bas döndürecek kadar yogun oksijen barindiran odalarda nefes alamayacak kadar korku doluyordum.

|0101 notes| Wednesday, Jul 9 at 2:11 am
“Ruhumdaki düğümler fazlasıyla sıkı. Kimsenin onları çözecek kadar ince tırnakları yok. Bense çoktan vazgeçtim tırnaklarımı uzatmaktan. Kendimi bilmeyi bıraktım. Ölümü bilmek ve anlayabilmek bile daha kolay. Yanıtı olmayan bir soru olarak geldim dünyaya ve sorusu olmayan bir yanıt gibi de gidiyorum.”
|0223 notes| Tuesday, Jul 8 at 1:57 am
|023,905 notes| Tuesday, Jul 8 at 1:57 am
|028,602 notes| Tuesday, Jul 8 at 1:57 am
|01,793 notes| Tuesday, Jul 8 at 1:56 am
|0394 notes| Tuesday, Jul 8 at 1:55 am
|020 notes| Monday, Jul 7 at 1:11 am

Delicesine koşuyordum. Tüm dünyadan kaçırıyordum seni. Saçlarımı savurarak, sırt çantamın sırtımı acıtışına aldırmadan koşuyordum, koşuyorduk. Sen tıkıştırdığım o kutuda rahattaydın. Ben kan ter içinde duraksadım. Artık sırt çantam o kadar da acıtmıyordu canımı. “Birşeyler eksilmiş olmalı” dedim.

Sen düşmüştün.

|08,322 notes| Sunday, Jul 6 at 4:43 am
|05,642 notes| Sunday, Jul 6 at 4:41 am
|03 notes| Sunday, Jul 6 at 1:14 am

o batakliga bir kere batmistim. kendi karanligimda bogulmustum. aynadaki yüzümü göremez, ellerimi isitamaz olmustum. her kelimem ardindakiyle celisir vakitte. sacma muhabbetlere damgami vuruyordum. evet. farkindaydim her seyin. bilmemezlikten geliyordum. ismini hatirlamiyordum birkac gün önce derdimi paylasirken bir agacla. deliler gibi agladigimda. cay diyordum kahve koyuyordum bardagima. ayni kitaba defalarca baslamak ve sonunu hic görememek. ayni kendi aksime her baktigimda hissettigim o asidik duygu. zordu. zor olmaya baslamisti. zor olmasi alisilagelmis bir olusumdu. bir tirtilin aceleci salakligi gibi kanatlarim olusmadan kozamdan firlamak istiyordum. yanilgi! etim tirnagimdan cekiliyordu. aciyi benimsiyordum. alistim ve sevdim sonrasinda. yagmurlu havalari, günesli havalara tercih etmek yanimda sürekli semsiyeyle dolasmayi sevmistim aslinda. bende kendi tadimi birakiyordum. mazgallara, dogaya dönüsümüm muhtesemdi. parca parca yiterken vücudum, ben hala daha da aptal bir poly’e sürükleniyordum. hicte sevmezdim o kitabi kücükken. hayatimin belli bir dönemini bir kolum gitse ben de mutlu olayim lan’larla öldürdü. sag olsun, var olsun. tabi o dertler ellerim gibi büyüdü. büyüdü. büyüdü. bu sefer diger yanim gitse yine de mutlu olur muyum sorulari hücum ataga kalktilar. iki kez denemistim. olmuyordu. eskisi kadar kolay mutlu olamayacagimi fark etmek tahmin edilemeyecek kadar kolay düsmüstü aklima. o kapidan adimi atarken, ya da sen. farki yoktu. seni de görünmez zincirlerle kendine cekse de, sen sabit kaliyordun.. adini bilemeyecegim. bilmek istemeyecegim. bilimci amcalarin kurallarini yerle bir ediyordu bu duygu. bosunaydi tüm formüller iste tek x kalana kadar götürselerde birbirilerini keske. ayni denklemde ayni degerle esitlik saglansaydi. inanirdim bilim zirvarsina. tek inandigim vardi simdi saglamsi yoktu. evet ve araya nesne girer. kapi. kirip gecemezsin. soyutlanamazsin. durduramazsin. kapanir kendiliginden. ötesini görsen ne care? hickimse ben gibi yerimde saatlerce duramazdi ki. elbet hareket saglanip gidecekti. gidiyordu. gidisini, ayak seslerini duya duya kocaman bir ic cekisle rüyada olma istegi uyaniyordu icimde. her seyi, herkesi unutarak nereye bagliysam o yöne dogru kosusturmakti tek istegim. ama kapiyi kapatan ben oluyordum. ölüyordum. öldürülüyordum. ben bir fizik yasasinin gereksiz degeri, ya da 1 i. hep kendimi götüren, binlerce kez o kapiya carpip dönsem de kendime dönen. bu kadardim. kalakaldim. kurtulmak istedigim kendi hicligimse, gercekligimle nereye saklanabilirim ki?