öylece beklerim geçsin anlar

|06 notes| Monday, Sep 1 at 9:27 pm
|0| Monday, Sep 1 at 9:20 pm

oyundan atılan ama bir köşede oturup arsızca oyunu izleyen çocuk gibi izliyorum herşeyi.

|010 notes| Sunday, Aug 31 at 11:29 pm
|09 notes| Sunday, Aug 31 at 5:22 am

Gece yarisi delirmeleri. Gök gürültülü sagnak yagis gibi tepeme iniveren dert höpürtüleri. Sanki yüzyillardir aglamamis gibi hissetmek ve yüzyildir şıp… şıp.. damlatan muslugun altindaki sünger gibi sıkılsan rahatlayacaksin sanmak. Insan aglamayi her seyden cok istiyorsa, iste o zaman bir sorun var demektir. Bir film izlemek ve film boyunca aglamak aglamak. Bir sarkiyi durmadan dinlemek ve aglamak. Ama icinin rahatlamamasi, bu ic bosalmamasi ve bas agrisiyla daha da kendini cekememek daha da nefret kusmak hayata. Durmak durmak hickira hickira durmak. Düsünmek yok bu sabaha karsisinda günün. Yalnizca duygularin gözyaslarina bogulmaya calisilmasi ama sanki aglamanin bile olmamasi, yetmemesi bir seylerin eksik olmasi var her yanda bir parfüm gibi dagilmis agir bir agirlik var. Nasil anlatsam anlatamiyorum bunca aglayip hic aglamamis gibi hissetmeyi siz bilemezsiniz. Birine ihtiyac duydugunuzunu hissedip bir kisinin bile umrunda olmadiginizi bu kadar net bilmeyi ve bunun sizde biraktigi caresizligi siz bilemezsiniz. Insanin sac tellerine dokunan parmak uclarinin hissizlesmesini bilir misiniz? Iyi bilirsiniz ha? Hayir bir bok bildiginiz yok. Aglamalardan bir aci olusturdum sizin icin. Keske yerini bilseniz alsaniz onu oradan. Ama siz bilirsiniz diyince hep bana kaliyor son lokma. Bir de Ruhi Bey’e.

Hem bugün disari cikmak istemiyorum.
Yalan.
Halbuki o kadar cok istiyorum ki yagmurun saclarimi islatmisini. Bir seylerin heyecani ve samimiyetiyle sarip, sarmalanmayi. Ve sarilmayi.
Sabah uyaniyor. 80 metrekarelik evde sürünerek bir saat öldürüyorum, yahut yataktan hic kalkmayip evin akustigine zeval gelmesin diye yapilmis pürüzlü tavana bakiyorum. Iyi olmus böyle acikcasi, eger onlar olmasaydi hickiriklarimi hatta burun cekislerimi alt ve üst komsularim bir radyo oyunu gibi dinleyebilirlerdi. Sükrediyorum uzun zaman sonra.
Bu ev. O kadar yalniz ki.

Bir adam vardi. Hayatimin bir dönemini yasanilir kildi. Simdiki dönemi epey cekilmez. O simdi bir sekilde hayallerimde boslukta sallaniyor. Biz bir dilek tutup, onlari da kagitlara yazip duvarlara astik. Simdi bir dilek perisi gelip sorarsa hemen sey diyoruz: Ayni anda farkli yerlerde olabilmek isterdim. Bu farkli yerde olabilme sayisi sinirsiz ve tamamen benim kontrolümde olacak. Bir de bir kisi var onla cok mutlu olursam güzel olur diye belirtirsek süper olur. Bunlari hep ayarliyoruz tamam mi? Ic cektim. Olacagina, mutlu olacagimiza olan inancim yükseldi, düstü, yükseldi(k), cakildi(k), toparlandi(k), sendeledi(k), yükseldi(k), zirve yapti(k), inise gecti(k), alcaldi(k), parcalandi(k) ve öldü(k). Onu, müzigin en sakin kismindan yükselise gectiginde icimde buluyorum.
Bos bir arazideyiz, sadece ikimizin eleleyken sigabilecegi bir agac gölgesi. Günes tepemizde, sirtlarimizin ortasindaki oluktan ter damlalari ayak parmak uclarimiza kadar iniyor. Sonra buharlasip gökyüzüne karisiyor ve biz bu sicakta 7 ay öylece duruyoruz. O kadar cok su kaybediyoruz ki akli dengemiz bozuluyor. Leyla ile Mecnun’a dönüsecegimiz yere, iki mecnuna dönüsüyoruz. Iki meczuba. Yine de ellerimiz bir arada, birakirsak biri gölgeden cikmak zorunda cünkü. Kimse cesaret edip birakamiyor. Birakirsak, günes isik lekelerini üzerimize sicratacak biliyoruz. Üstümüz basimiz isiktan bir lekeye bulanacak. Kum ve toprak. Aci ve gözyasi. Kin ve özlem duyacagiz.
Kin ve özlem. Birbirine cok yakismiyor mu? Bana hep öyle geliyor. 7 ay sonunda, buharlasan terimiz gökyüzünün üstünü kara bulutlara kapliyor. Anliyoruz ki birazdan yer gök bulusacak. Birbirimize son kez konusmadan bakiyoruz. Ilk gözlerimize yagiyor yagmur sanki. Hala nasil aglayabiliyoruz? Cok su kaybettik oysa. Gülümsüyoruz. Yani, “iyi yolculuklar” diyoruz.
Gökyüzünün karanligi etrafi sardiginda, simseklerin kivicimlari tepemizde dans ediyordu. Güzel manzaralari unutmam. Güzel bakisini unutmam. Güzel ama her daim terleyen ellerini unutmam. Geldigini anliyorum, gözlerimi kapatip, yüzümü göge ceviriyorum.
Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum.
Göge bakiyoruz. Gök bile kendine kurban ariyor, agacimizi köklerinden ayiriyor, bir simsek darbesiyle. Daha sıkı tutuyoruz birbirimizi. Artik gölgeye ihtiyaciz yok zaten. Korkmuyoruz.
Sözü olmayan müzikleri hep sevmistik. Iclerini biz dolduruyorduk. Bizi anlatir oluyordu. O melodiyi duyabiliyoruz simdi. Baslarimiz göge dönük. Yagmur tüm yüzümü avucuna aliyor. Bu sey dünyanin en güzel müzigi degil mi? Gök bizi, müzigin en sakin kismindan yükselise gectiginde ayak uclarimizdan kendine dogru cekiyor. Etrafimizda firtinalar. Tadini cikartip kollarimizi aciyoruz.
Göge dogru cekiliyoruz, artik sorunsuz ucabiliriz ayri yerlere. Ellerimiz ayrildi. Ben basimi gökten cevirip ona baktim. O yere. Ellerini öpüyordu. Sonra gözden kacirdim, kayboldu.
Aylarca havada o siyah bulutun icinde yasadim. Yere düstügümde her yerim aciyordu. Kemiklerim yer cekimine yenik düsmüslerdi. Uyandigimda yemyesil bir vadinin ortasindaydim. Ciceklerin rengine kandim. Oyalandim.
Ama hayir. Seni unutmadim. Sadece sakladim.

Rüyamdan, derin bir uykudan, uykudan daha derin bir mide kazinmasiyla uyanip buzdolabina saldirdim. Biliyorum aslinda saglik otorilerince zararli bulunan bir olay ama gecenin bir yarisi uyanipta midenin sirta yapistiginin hissedilmesiyle baska bir sey gelmedi aklima. Aval aval buzdolabina baktim, buzdolabi bana bakti neyse ki sarma varmis atistirdim biraz. Sacmalarim biraz. Uykum kacti.

Ben yine düsüyordum. Yerin dibi denildigi gibi 7 kat midir nedir bilmem ama yüz bin kilometre kadar asagilara sürükleniyordum. Birden etrafimdaki tüm binalarin, insanlarin, arabalarin yani canli, cansiz tüm varlik ve nesnelerin kayboldugunu ve sari bir cölde günesle basbasa oldugumu varsaydim. -Ki evet öyle hissediyorum- Yapayalnizdim ve sesimin yankilanip ulasacagi bir kulak bulamayacagimi bilerek cigliklar atiyordum, rahatliyordum. Günes ensemdeydi, bir kendinin yavrusunu tasidigi gibi beni hayallerimde süsledigim serabima dogru götürüyordu. Tasiniyordum. Bir uctan bir uca. Tasiniyordum. Icimden, var ettigim tüm güzel hislerden. Ciplak ayaklarimdan. Duyumsadigim yakici aciyi bir an olsun kalbimden söküp atamayarak ve görebildigim tek renk olan saridan baska sariya dogru yol aliyordum.

Bilinmezligi bilmek cok ironik örnegin.
Hicbir sey bilmezken, -hatta kendin hakkinda bile- bilinmezligi yasadigini nasil anlayabilir ki insan?
Allahim, aklimi korumalisin. Ne olursun baska renk ver bana. Vücudum sarariyor. Hemoglobinim nerede? Oksijen ile birlesip kanimi kirmiziya boyamali.
Avuclarimi sıkıyorum, tirnaklarim derime gömülürken düsündügüm tek bir sey var. Kanim mi cekildi? Ya da ben mi oksijen alamiyorum? Korkudan aglamaya basliyorum -her zaman ki gibi- En nefret ettigim huylarimdan biridir. Yapacak bir seyim kalmamissa, duruma müdahale edemiyor ve kendimi anlatmak kelime sıkıntısı cekiyorsam, daha dogrusu aglamak icin bir sebep bulmus isem kendime asla baska türlüsünü yapamam. Biliyorum, kimse duymayacak ve ben aglasam iyi olacak. Agliyorum. Ilk gözyasim kumlara düstügünde, cayir cimen olusuyor. Gözyasimda klorofil mi vardi? Ama kalbimde derin bir aci vardi. Bunun icin de bir ilaclari var midir acaba? Insanlar bazen ne yasadiklarini unuturlar ama hissedilenleri asla unutamiyorlar. Onu merak ediyorum simdi de.
Beni yüzlerce kez kirmis olmasina ragmen, hayatimi da avuclarina alarak beni orada yapayalniz birakmis olmasina ragmen hem de. Aklim tek basina bir yerlerde somut bir sekilde dolasabilse, ilk onun kapisina giderdi. Muhtemelen evde bulamaz ve kapinin önünde cökerek, elleri ile bacaklarini gögsüne dogru sıkıştırıp birbirine kitleyerek, üsüyerek, icinden binlerce kez o gece eve gelmesini dilereyerek beklerdi. Saatin kac olduguna aldirmadan.

Beynimiz bizi aldatiyor. Yani herkesten önce biz kendimizi kandiriyor ve terk ediyoruz. Iste bu sebeptendir ki kimsenin seni herhangi bir sekilde aldatmasi bu kadar koymuyor insana.
Düsünün bi’.
Kendini, kendi vücudunla aldatiyorsun. Söyledigin yahut uydurdugun yalana, yine kendi beyninle EVET diyordun. Evet, ben bu yalana inandim, haydi diger karar mekanizmalarimizi da inandiralim ve yapiyoruz. Iste bu. Insanin kendi icindeki sonsuz yalan döngüsü. Asla o kendini tüketim cemberinden cikamazsin artik. O daire icinde dönüp duran fareler gibi kosturup ve günlük yasamda kullanacagin enerjiyi buradan saglayacaksin. Cünkü baska türlü ayakta kalamazsin. Gerceklerle yüzlesmeye cesaretimiz yok. Tökezleyip düsmedikce, o cemberden firlamadikca da fark edemiyoruz. Yani muhakkak bir yerlerimin kanamasi gerekiyor. Kalbin kani pompalayip, vücuduma yaydigini bilmesem KALBIM KANIYOR ANNEAA diye ciglik atabilirdim. Ama ne yazik ki o kadar saf degilim. Ne yazik ki! O kadar saf olsaydim, beni bazenleri düsünüp, gercekten saygi duydugunu sanardim.

Ben celinen aklima ile celiskili hayatin basrölüldeki debelenen insan(?). Bir seylere olan inancimi kuvvetlendirmeye calismaktayim. Önce sana inanirsam, sirtimi güvenli bir duvara yaslarsam hic yikilmam saniyordum. Sonra zamanla o duvarin gözyaslari ile sulandigini fark ettim. Duvar nemlendi cürüdü ve basima yikildi. Aylar hatta zamanla yillar olacaktir ki hep ayni savasi sürüyorum. Basimda ne migfer, ne de kalp seviyemi koruyacak bir kalkan var. Tüm zorluklara yaralanbilecek kadar zirhsiz kosuyor, kaniyor ve geri dönmüyorum. Sonra yara bere icinde ve onun hayaline, gözlerinin icine bakip gülümseyerek iyilesir, birkac gün sonra diyordum. O da bana gülümsüyordu ya, odamin duvarlari gökkusagini bese katlayacak kadar fazla renge bulaniyordu.

Sorun degildi, ben gece omuzu ile basi arasindaki o oyuga yatamadigim halde tüm vücuduma oraya sigdirabilirdim. Siginabilirdim bosluklarina, ama kalbine sigamiyordum. Ben daha fazlasi, daha anlayislisi, daha asigi, daha yorgunu ve daha daha issizligi oluyordum. Her seyine elimde bir yangin kovasi ile alev alev kostururken, kendi yanginimi fark edemiyordum.
Özür dilerim ama ölüyorum.
Bir seyler ters gidiyordu. Belki de hep ters gitmekteydi ve ben artik yorgunlugumu hissedebiliyordum.
Ona defterler dolusu his yazdim. Ne olursa artik. Sevgimi, acilarimi, bastiramadigim yalnizlik duygumu. Geceleri icimde bastiramadigim gözyaslarimi, yastiga bastirdim. Muhakkak ki ic cekislerimi duydu. Biliyorum duydu ama hic aldirmadi. Kendimi ilk kez orada kandirdim. Birgün beni anlayacak.

Acinizi saklayabiliyorsunuz yüzünüzde. Kendinize bile itiraf edemediginiz o caresizligin beyninizde uyandirdigi o igrenc, agdali igrenc kivami hissediyorsunuz ama. Dayanabildigim kadar dayanadim. Sana.
Yine de icimde bir yan, öyle bir yan ki tanimadigim kokunu orada saklarim. Ellerim terleyince sen koksun. Yine de kendimi kaybetmislikten bikkin, biraktim ellerini.
Bilmiyorum, cehaletim mutlulugumdur belki de. Iste bu yüzden kapidan girmeni beklemek gibiydi sana olan sevgim, ihtimaller üzerine kurulu. Ya severse? Ya giderse. Ya bir daha gelmezse, ya sen isik olmadigi sürece görünmeyen bir gölge isen. Karanliksan gercekten? Ya ben celiskili hayatin bas rolüysem? Bu kadar aglayacagimi bilseydim, gözyasi olarak dünyaya gelmek isterdim.

|0239 notes| Sunday, Aug 31 at 2:30 am
|0317,075 notes| Sunday, Aug 31 at 2:11 am
“Stop planting flowers in peoples yards who aren’t going to water them.”
— Anonymous

(Source: dudeshesgay)

|0100 notes| Sunday, Aug 31 at 12:17 am

en doğru seçenek diye, önümüze gitmeyi koydular. sonra, başladık çürümeye.

|01,025 notes| Thursday, Aug 28 at 7:49 pm
|01 note| Tuesday, Aug 26 at 10:59 pm
“Kim görürdü o yolcuyu, yani kim farkederdi beni

Sıradan acılardır çünkü bütün ilgileri toplayan

Oysa sıkıntıyı buruşuk bir iç çamaşırı gibi saklayan

Bu kımıltısız gövde

Görülmemiştir ki hiç görülsün şimdi
Görülmediği gibi gündoğumundan havalanan kuşların

Ya da bir oda kapısını açtığınız zaman

O müthiş öğle sıcağında

Pencerenin önünde örgü ören birinin
-Örgü mü, bir çay bardağını başka başka tutan ellerin becerikliliği mi-
Görülmediği gibi

Ama var mıydı sanki görülmek isteyen

Var mıydı bir şeyler bekleyen yüreğimin eskittiklerinden.”
— Edip Cansever
|0307 notes| Tuesday, Aug 26 at 10:58 pm
|034 notes| Monday, Aug 25 at 7:54 pm

bütün organlarını yuvalarından çıkarıp başkalarına vermek istiyorsun. bilsin bakalım onlar da, nasıl oluyormuş hiç anlaşılmayacak bir dilde oluşan bir başka evreni..taşımak..içinde.

|01,137 notes| Monday, Aug 25 at 7:53 pm
|0129,667 notes| Monday, Aug 25 at 7:53 pm
|0980 notes| Monday, Aug 25 at 7:53 pm
|03 notes| Monday, Aug 25 at 5:26 pm